THE STUDY of LANGUAGE
UNIT
1 – THE ORIGINS of LANGUAGE
Jespersen’a göre dil insalar kendilerini diğer insanlara sevdirmeye çalışırken
ortaya çıkmıştır.
Dilin kaynağına ilişkin bir çok görüş vardır ancak kesin bir kaynaktan söz etmek mümkün değildir.
Divine source:
Bütün inançlarda, dilin kaynağına ilişkin kutsal bir kaynak vardır. “yaratıcı
insanı dünyaya gönderirken ona konuşmayı da öğretmiştir.
Kutsal kaynakla ilgili temel hipotez “Eğer insan yetişirken hiçbir dile maruz kalmazsa, doğal
olarak konuşmayı öğrenir,” demektedir.
Mısır firavunlarından biri M.Ö.600’de bir deney yapmıştır. Yeni doğmuş
iki bebeği bir tat çoban ve keçilerin içine koymuştur. 2 yıl sonra çocuklar Mısırlılar gibi
değil ancak; başka sesler çıkarmaya başlamışlardır. Firavun bu sesleri “Pphraian”
diline benzetmiş ve orijinal dilin bu dil olduğunu düşünmüştür. Ancak; bilim adamlarına göre çocuklar
bu sesleri keçilerin çıkardıkları “kos” seslerine benzeterek çıkarmış olabilirler.
The naturel sound source:
Önerme 1:
İlkel kelimeler insanların doğada işittikleri sesleri taklit ederek oluşmuş olabilir.
Örneğin uçan bir nesne “cawcaw” diye ses çıkarmıştır ve insanlar o nesneyi o şekilde
adlandırmışlardır. Bütün modern dillerin bu “echo”lara sahip olmaları bu teoriyi desteklemektedir.
(splash, boom, buzz, etc.) Aslında bu teori bow-bow teorisi diye de adlandırılır.
Bütün dillerde bu tarz sözcükler vardır ancak; yine de nesneleri adlandırmak için kullanılan birkaç kelimeyi
göz önünde bulundurarak dilin buradan kaynaklandığı görüşüne de şüpheyle bakmak lazımdır.
Önerme 2:
Dilin orijinal duyguların doğal sonucu olarak çıkarılan seslerdir. Örneğin “OUCH”
(of, ah, etc) sızlama esnasında çıkardığımız bir sestir ve bir acı hissettiğimizi
ifade eder. Bu sesler (normalin aksine) nefesin birden içe çekilmesiyle üretilir. Bu da dilin kaynağı olarak gösterilmeyebilir.
Önerme 3:
Diğier bir naturel sound önermesi de “yo-heave-ho” teorisidir. Bu teoriye göre dil “fiziksel
efor sarf eden insanlar özellikle grup halinde çalışırken organize olabilmek için bu çıkardıkları
seslerden kaynaklanmaktadır. Örneğin ağır bir kütük taşırken.
The oral gesture source:
Buna göre fiziksel hareketlerle ağız hareketleri arasında var olan bir ilişki dilin kaynağını
oluşturur. Aslında vücut hareketlerimizin bir çoğu “nonverbal” bir iletişim şeklidir
ve hala modern dillerde de mevcuttur. Bu teoriye göre fiziksel hareketlerle iletişim gelişmiştir. Ağzımız
dilimiz gırtlağımız, vs. de fiziksel hareketlerimizle benzer şekilde gelişmiştir. Örneğin
“good bye”daki ağız hareketimiz, al sallarken meydana gelen gelen dalgalanmaya benzer. Ancak; her şeyi
sadece “gesture” kullanarak anlatamayız.
Glossogeneticks:
Bu teori daha çok insanın biyolojik gelişimi ve şekillenmesi üzerinde temellenir. Teoriye göre
insan M.Ö.60.000’li yıllarda iki ayak üzerine kalktı ve değişim geçirmeye başladı. Gorillere
göre kafa tsaı değiştirdi. 35.000’lerde modern insana benzer
sesler çıkarmay başladı. Ancak; bu sesler bir dil olacak özelliklere sahip değildi. Bununla birlikte dil
kaynağını buradan alır.
Physiological adaptation:
İnsan bir ilkel canlıyken diğer ilkel canlılardan farklı olarak beynini ve konuşmayla/dille
ilgili organlarını geliştirdi, ürettiği sesleri zaman içinde
geliştirdi ve modern insanla birlikte modern diller de ortaya çıktı. Diğer türler ise bunu başaramadı.
Interactions and transections:
Dilin iki fonksiyonu vardır. 1. fonksiyonu interactional function.
Bu fonsiyonla genel olarak hissel ve sosyal olarak karşılıklı ilişki kurulması , diğer
insanlara insanın dostluğunu, hoşgörüsünü, birliketiliğini vb. göstermesi için kullanılır.
Transectinol fonksiyoyu ise insanların
dili kullanması, bununla birlikte her neslin onu geliştirerek bir sonraki nesle aktarmasıdır.
UNIT
2 – THE DEVELOPMENT of LANGUAGE
İlk mağara çizimler 20.000 yıl önce, yazıya benzer çalışmalar 10.000 yıl
önce, alfabetik formda yazı 3.000 yıl önce ortaya çıkmıştır.
Pictograms and ideograms:
Mağara çizimleri belki anlam taşıyor olabilirler onlar genelde özel dilsel mesajlar olarak düşünülmezler.
Pictograms:
Eğer belirli bir imaj sürekli olarak bir şeyi temsil ediyorsa buna “pictogram” yada “picture writing” denir. Örneğin
☼
Güneş anlamında kullanılır. Bu kullanımın en önemli parçalarından biri herkesin
bu sembolü aynı anlama yakın kullanmasının gerekliliğidir. Sembol ile açıklaması arasında
geleneksel bir ilişki olmalıdır.
Bu sembol daha karmaşık bir sembolik form aldığında buna “ideo-writing yada ideogram” denir. “☼”
=> “ bknz-2” şiklini alır ve taşıdığı anlam güneşin
yanı sıra ısı ve günün belli bir bölümü anlamına da gelir.
v Pictogram ile ideogram arasındaki en önemli fark sembol ve temsil
ettiği varlık arasındaki ilişkidir. Daha çok resme benzeyenler “pictogram”,
daha çok soyut anlam taşıyanlar “ideogram”dır.
v İkisinin de ortak özelliği belirli bir dilde bir kelime yada
sesi temsil etmezler
………. ……… ……. ..……
v Eğer bir sembol bir dilde çok fazla soyutlaşır ve bir
kelimeyi temsil ederse buna “word-writing” yada “logogram” denir. Mısır yazısında suyu temsil eden ≈ ideogramı zamanla ~ şeklini almıştır ve tam olarak su kelimesini temsil eder.
Logogram:
En güzel örneği Sümerlilerin çivi yazısı (cuneiform)’dır.
Sümerliler zamanında “word-based
writing” kullanıldığında ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Sümerliler “earliest known writing system”i kullanmışlardır.
Logographic system: kelimeleri temsil
eden sembollerden oluşan sistemdir.
Phonographic writing: Sesleri temsil
eden sembollerden oluşan sistemdir.
Rebuse writing:
Bir sesi temsil eden bir ideogramın aynı ses her yazılacak olduğunda
aynen yazılmasıdır. bknz-1 pictogramı İngilizce’deki
“eye” kelimesini temsil eder ve gelişerek bknz-3şeklinde “ideogram” olmuştur. Artık “eye”, “I”,
Türkçe’deki “ay”ın geçtiği her yerde “ın geçtiği her yerde aynı şekilde
okunur. +bknz-3= crosseye,bknz-4=ba ; bknz-4
, bknz-4=baba.
v Bu şekilde bir sembol bir çok nşekilde kullanılabilir.
Ancak; bu yazı stilinin yazı yazarken olfukçe büyük miktarda sembole ihtiyaç duyması da sınırlılığıdır.
Syllabic writing:
Eğer bir sembol bir sesli ve bir sessiz harften oluşuyorsa
(“ba” gibi) bu bir hece tipi oluşumudur. Bir yazı sistemi
hecelerin telefuzunu temsil eden sembollerden oluşuyorsa buna “syllabic
writing” denir.
Modern dillerden hiç biri tam olarak bu yazı stilini kullanmıyor ancak; Japonca’da kısmen
“syllabic writing/syllabry” kullanılmaktadır. 19. yy’da
bir Cheroky Amerikan yerlisi böyle bir yazı geliştirdi .
Mısırlılar ve Sümerliler de heceleri temsil eden logograpic semboller kullanmışlardır.
3.000-4.000 yıl öncesine kadar “Lebenon’luların ataları
olan “phoenician”lara kadar tümüyle syllabic writing kullanmışlardır.
Önce Mısırlıların logogramlarından adaptasyonlar yapmışlardır, sonra da tamamen syllabic
writing’e geçmişlerdir.
Alphabetic writing:
Alphabetic writing’de her ses için bir sembol vardır. İlk örnekleri “semitic” diller olan Arapça ve Hebrew İbranice)dir. Bu dillerde çoğunlukla sessiz harflerin sembolleri
vardır. Daha sonra Yunanlılar bir adım öne giderek sesli harfleri de temsil eden yazı sistemi geliştirmişlerdir.
Slavların diline ait olan Cyrillik alfabesi daha sonra oluşturulmuştur ve Ruslar hala aynı alfabeyi kullanmaktadırlar.
Ĝ
En uzun süre kullanılar Writing sistem
Çindedir.